Google OS: Skynet’in ilk adımı!

Google dün resmi blog’unda üzerinde çalıştıkları işletim sistemi ile ilgili beklenen duyuruyu yaptı. İlgili yazıya buradan ulaşabilirsiniz.

Bu duyuru sonrasında çok değişik yorumların yapıldığı hepimizin dikkatini çekmiştir sanıyorum. Bu yorumlardan benim ilk aklıma gelenler şu şekilde:

  • Google arama motoru değil mi abi, işletim sistemi ile ne alakaları var?
  • Bu Microsoft’u bir firma devirebilirse o da Google’dır, helal olsun adamlara!
  • Ben zaten bekliyordum Android olayından sonra böyle bir şey.
Ben ilgili haberi okur okumaz kendi kendime “Niye acaba?” diye sormak gereğini hissettim (Rahatsızım biraz, herşeyi sorgulamam lazım), sonrasında da kısa bir araştırma yaptım, sonrasında da bulgularımı ve öngörülerimi sizinle paylaşmak istedim. Buyrun Google’ın master planına!

Google’ın konuyla ilgili resmi blog’unda geçen bir cümle dikkatimi çekti önce: “For application developers, the web is the platform”. Sonrasında bu cümlenin bir benzerini bir yerde okuduğumu düşündüm. Kısa bir araştırma sonucu bunun yakın zamanda Google tarafından dillendirilmiş bir açıklamanın bir kısmı olduğunu gördüm. Sadecce application developer’lar için değil, Google’a göre hepimiz için artık Web is the platform!

Peki bu ne demek? Ben Google’ın son bir iki seneki adımlarından yola çıkarak vardığım sonuçları paylaşayım sizinle:

  • Google vizyonunda “desktop uygulaması” diye Install edilen uygulamalar yok
  • Google çok uzun bir süredir aşağıdaki birbini tamamlayan ürünlere yatırım yapıyor
    • Google apps: Google’ın üzerinde uygulama geliştirebileceğiniz ve cloud mimarisi üzerinde barındırılan ürünü. Java ve Phyton dilleri ile yazılmış uygulamanızı bu platformun üzerinde koşturduğunuz anda her browser tarafından, dünyanın her yerinden yüksek süratle erişilebilir oluyor.
    • Google docs, sites, calendar vb.: Google’ın tüm firmalara sunduğu SAAS hizmetleri. Google kendi platformu üzerinde apps üzerinde show case uygulamaları geliştiriyor.
    • Google Chrome: Google mevcut browserların yetenekli ama kısıtlı olduğunu biliyor bu sebeple Google apps üzerinde yürütülecek uygulamalara özel yeteneklerle erişebilecek kendi browser’ını piyasaya sürdü.
    • Google OS: Google her ne kadar kendi browser’ı ile web based uygulamaları daha yetenekli kılabilecek olsa da, en yüksek performanslı uygulamaların mutlaka donanım optimize olması gerektiğini biliyor. Internet’in yaygınlaşması öncesinde kavramları oluşturulmuş mevcut işletim sistemlerinin Internet platformu ile ilişkileri Google’ın istediği kadar sıkı değil, bu yüzden oturup sıfırdan Interneti köküne kadar sömüren, fiziksel bilgisayarınızın her fiziksel bileşenini Internet ile sıkı sıkıya bağlayacak bir işletim sistemini, çekirdeğinden itibaren baştan hazırlıyor.

Peki bundan sonra ne olacak:

  • Google işletim sistemi bilgisayarlarımızı Internet’in gerçek bir düğümü haline getirecek.
  • İşletim sistemlerimize artık yazılım kurmayacağız, tüm ihtiyaçlarımızı SAAS konseptinde geliştirilmiş, aylık aboneliklerle alacağımız uygulamalar ile karşılayacağız.
  • Bilgisayarımız yanımızda taşıdığımız bir kütle olmaktan çıkacak, Internet erişimi olan her cihaz üzerinden “kendi masaüstümüze, uygulamalarımıza ve dosyalarımıza” erişebiliyor olacağız. Yani ağ bilgisayarları kullanıyor olacağız.
  • Google dünyanın en büyük sinir ağınının yöneticisi olacak

Sonunu üç nokta olarak bıraktım çünkü buradan sonrası biraz, yazının başlığından da anlayabileceğiniz gibi Terminatör’ün senaryosuna doğru gidiyor:

Google’s master plan’i duymuşsunuzdur muhtemelen. Google’ın GooglePlex’inde yer alan büyük bir beyaz tabloda çizilmiş ve bu şekilde efsaneleşmiş bir akış diyagramıdır.

İlgili diyagrama aşağıdaki linklerden ulaşabilirsiniz:

http://www.flickr.com/photos/jurvetson/21470089/

http://undergoogle.com/tools/GoogleMasterPlanEN.html

O tabloda aşağıdaki alanı özel olarak kopyaladım. Ne dersiniz, adım adım ilerliyorlar değil mi :)

Sevgiyle kalın :)

Kıvanç

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Hayal eder misiniz?

Nasıl bir şeydir bilir misiniz?

 

Akşam 10da işten çıkıp da eve giderken daha yapmanız gereken çok şey olduğu için sürat yapmak, sabah çalar saatle değil, o gün yapmanız gereken işlerin stresi ile uyanmak. Ofisin kapısını kapatırken arkanıza bakıp bu kadar zamanda neler yapmışım acaba son bir kez masalara, bilgisayarlara bakarak huzur bulmaya çalışmak…

 

Ellerinizin kadehe gittiği her akşam “yarın erken kalkmam lazım” cümlesini içinizden geçirir misiniz güzel bir cumartesi akşamı bile, çok keyifli bir sohbette kendi kafanızın derinliklerine dalar mısınız, nasıl yapacağız sorusuyla boğuşur musunuz istinasız her dakika…

 

İlkokuldan beri burnunun ucuna havuç uzatılmış bir jenerasyondan mısınız siz de; hep paraşütle atlayacağınız o sıradışı ama hiç gelemeyen günlerin hayalini kurar mısınız? 7-24 lisedeki sınav psikolojisi ile yaşar mısınız, geçse de kurtulsakların “geçse”desi hiç gelmeyecekmiş gibi görünen.

 

Kendinizi asosyal hissetmemek adına çevrenizdeki insanlarla görüşme planları yapar mısınız her hafta görüşme zamanlarını “abi araşalım”lar ile açık bırakarak, vefasız olur mu takma adınız?Mutluluk sizin için iş düşünmediğiniz zamanlar anlamına gelir mi hiç? Güneşin gözünün içine bilgisayar ekranınınızın üzerinden bakar mısınız sık sık?

 

Özetle; o kadar başarı cümlesi kurarak içten içe sıradan olmayı hayal eder misiniz hiç?

 

Uzun bir aradan sonra, iyigecelerdörtduvar…

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Ticaretin e- halinin zorlukları ve öneriler

Tags:

E-ticaret hakkında bundan önceki yazımda o zamanlar daha çok genç olan projemiz hobigaraj.com’dan bahsetmiştim. Uzun zaman e-ticaretin uygulama hizmet sağlayıcı tarafında yer alan bir ekip olarak, farklı projelerde edindiğimiz teknik ve ticari tecrübeleri tamamen kendimize ait bir projede değerlendirmek adına yaratmaya çalıştığımız bir marka idi hobigaraj. 

Geçtiğimiz 5 ay süresince bu projemizle ilgili olumlu olumsuz pek çok gelişmeye şahit olduk. Bunların olumlularını sizlerle paylaşmak için biraz daha beklemeyi düşünüyorum. Fakat olumsuzları özellikle de yaşanan zorlukları, aranızda benzer bir girişim içinde bulunmak isteyenler olabileceğini düşünerek burada özetlemeye çalışacağım.

Yazımızın konusunu teşkil eden bir e-ticaret işletmesinin hayatını zorlaştıran durumları 3 ana başlıkta toplayabiliriz: 

  • İletişim problemleri
  • Lojistik zorluklar
  • Finansal zorluklar
İsterseniz yukarıdaki sırada ilerleyelim ve öncelikle iletişim problemlerinden başlayalım. Bir e-ticaret işletmesi aracı konumu gereği en yoğun olarak tedarikçileri ve müşterileri ile iletişimde bulunmak durumundadır. Her iki yön de kendine has pek çok dinamiğe sahip olmakla beraber en önemli ortak nokta güvendir. Hem müşterileriniz, hem de tedarikçileriniz ilk günden itibaren maddi ve manevi açılardan size güvenmek isteyeceklerdir. Bu beklentinin yeni kurulmuş bir işletme açısından karşılanması çok kolay olmayabilir. Tedarikçilerin güveni genelde kendilerine taahhüt ettiğiniz ödeme süreçleri ile ilgilidir - bu noktaya finansal zorluklar başlığında değineceğim -, bunun dışında hemen hepsi kendi ürünlerini ön plana çıkarmanızı ve hiç bir şekilde promosyon malzemesi olarak kullanmamanızı ister. Müşterilerin güvenini kazanmanın yolu ise şeffaf iletişim bilgilerinizden geçmektedir. Ürünler hakkında sorusu ya da sorunu olan, web sitenizin kullanımı konusunda problem yaşayan tüm müşterileriniz sizinle rahatça iletişim kurmak isteyecektir. Unutmamalısınız ki yeni bir e-ticaret işletmesi olarak ilk amaçlarınız sağdık müşteri tabanı yaratmak ve de tedarikçileri ile sıkı bir ilişkiler kurmaktır. Bu sebeple:

  • Tedarikçilerinizle düzenli aralıklarda iletişim kurun, onlara ilişkinize ve ürünlerine önem verdiğinizi hissettirin
  • Eğer bir kampanya yapmak istiyorsanız mutlaka bu konuda ilgili ürünlerin tedarikçisi ile bir sorun yaşamayacağınızdan emin olun
  • Websitenizde erişilebilir bir telefon numarası ve e-posta adresi içeren iletişim bilgilerinizi açıkça belirtin
  • Müşterilerinizin ve tedarikçilerinizin telefonlarını ve e-postalarını mümkün olan en kısa sürede (mutlaka aynı gün içinde) cevaplayın
  • Ürünlerinizi iyi tanıyın, gelebilecek sorulara hazırlıklı olun, cevabını bilmediklerinizi sorup, araştırıp, öğrenin ve mutlaka soruyu sorana geri dönün
  • Müşterilerinizin iptal ve iade taleplerini olumsuz karşılamayın, bu süreçler hakkında yeterli hukuksal bilgiye sahip olun
  • Siparişlerinin her aşamasını müşterilerinize bildirin, göndereceğiniz bir e-postanın size maliyeti olmayacak fakat ciddi bir güven kazancı olarak geri dönecektir

Gelelim ikinci başlığımıza. Günümüzde pek çok e-ticaret işletmesi üzerindeki riski azaltmak için stoksuz çalışmaktadır. Bunun açıklaması şudur: Önce sipariş gelir, sonra ürünü temin edersiniz. Malesef ürün temini ve sonrası gönderimi konusu problemli konulardır (eminim çok şaşırdınız :)). Eğer kendinize ait bu operasyonda kullanabileceğiniz bir aracınız yoksa, kargo masrafları tüm karınızı alıp götürebilir. Kendinize ait aracınızla bu işe kalkıştığınızda ise tedarikçilerinizin lokasyonları arasındaki ciddi farklılıklar sizin için zaman ve maliyet sorunu yaratacaktır. İster stoklu ister stoksuz çalışsın, aldığınız siparişte bulunan ürünleri müşterinize ulaştırabilmek için de - eğer sadece aynı şehir için çalışmıyorsanız - bir kargo firması ile anlaşmanız gerekecektir. Her ne kadar ülkemizdeki bilindik kargo firmaları hem teknik altyapı olarak hem de hız anlamında oldukça iyi durumda olsalar da, maliyetleri çok yüksektir. Tüm e-ticaret ömrünüz boyunca en büyük gider kalemlerinizden biri mutlaka lojistik olacaktır. Peki bu alandaki sorunlarınızı minimize etmek için neler yapabilirsiniz:

  • Ticaretini yapacağınız ürünleri seçerken tedarikçilerin lokasyonları sizin için önemli bir kriter olsun, unutmayın ki en büyük karla satacağınız ürünler en kısa sürede en ucuza tedarik ettiğiniz ürünlerdir
  • Mümkünse ürünlerin tedariğini de kendi imkanlarınızla gerçekleştirin, hem tedarik hem de teslimat işlemleri için kargo firmalarını kullanmak mevcut piyasa koşullarında eğer stoksuz çalışıyorsanız çoğu ürünü zararına satmanıza bile sebep olabilir
  • E-ticaret yapmaya ürünlerinizin teslimatı için iyi bir kargo firması ile iyi bir anlaşma yaparak başlayın, aylık kaç sipariş alabileceğinizi ve hedeflerinizi kargo firmaları ile paylaşın ve onlardan en yüksek indirimleri almaya çalışın
Ve son olarak, tabii ki sorunların en etkilisi finansal sorunlar. Yeni bir e-ticaret işletmesi olarak daha çok satış yapmak istediğinizde önünüze çıkan en temel engellerden biri müşterilerinize yeterli sayıda ödeme seçeneği sunamamak olacaktır. Ülkemizde farklı bankaların pek çok kredi kartı seçeneği bulunmaktadır ve bu kartlar ile taksitli satış sadece ilgili bankanın POS (ya da sitenizde kullanacağınız hali ile Sanal POS) sistemi üzerinden mümkün olabilmektedir. Özetle malesef müşterilerinize farklı kartlarla taksit imkanı sunmak için çok sayıda banka ile anlaşmanız gerekmektedir. Anlaşma şartları ise iki noktada malesef e-ticaretin önünü tıkayacak şekildedir. Örnek olarak bir müşterinin sizden kredi kartı ile taksitli olarak yaptığı alışverişin bedelini sizin kendi hesabınıza almanız a) eğer hemen istiyorsanız çok yüksek komisyon oranları ödeyerek b) komisyon ödemek istemiyorsanız da çok uzun süre bekleyerek mümkün olmaktadır. İkinci kritik nokta ise bankaların genelde yeni işletmelere Sanal POS vermek istememesidir. Yani diğer tüm sorunları aşmış bir şekilde banka yetkilisinin karşısına çıksanız bile eğer yeni bir işletme iseniz ve o bankada yeni bir hesabınız bulunmakta ise Sanal POS başvurunuzun reddedilmesi mümküdür. Diyelim ki bu engeli aşmayı başardınız ama bankanız sizinle ancak blokajlı olarak çalışmayı yani müşterinin kredi kartından tahsil edilen bedeli size 30-60 gün vadeli olarak ödemeyi kabul etti, işte tam bu noktada da tedarikçileriniz ile finansal problemler yaşamanız çok muhtemeldir zira tedarikçiler de kendi risklerini azaltmak ihtiyacı ile en fazla 7-14 gün vadeli şekilde çalışmayı tercih ederler. Buraya kadar sizin içinizi kararttığımı farkındayım bu sebeple hemen finans başlığı altındaki tavsiyelerime geçiyorum :)

  • Müşterilerinize sunacağınız ödeme seçenekleri üzerine çalışırken iki noktaya önem verin: Müşteri kitlenizin en çok kullandığı kredi kartı, kişisel ya da kurumsal ilişkilerinizin en kuvvetli olduğu banka. En makul komisyon oranları ile en iyi ödeme şekline ulaşmaya çalışın
  • Tedarikçilerinizle vade sürelerini konuşmadan önce nakit akışınızı iyi planlayın, banka size ödeme yapmadan sizin tedarikçinize ödeme yapmanız yüksek hacimlerde ciddi finansal güç gerektirir
  • Finansal açıdan sizi sıkıntıya sokması diğer giderlerinizi minimuma indirin. Özellikle tanıtım açısından en etkili mecraları seçmeye özen gösterin.

Henüz kendi e-ticaret projemizi başlatalı çok olmasa da kısa zaman içinde özellikle -malesef- olumsuz anlamda pek çok tecrübemiz oldu. Umarım bu yazımla sizlerin de bunların bir kısmına hazırlıklı olabilmeniz için gerekli ön bilgileri aktarabilmişimdir. E-ticaret alanındaki bir sonraki yazımda daha olumlu şeyler üzerine yazmak umudu ile :)

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Think global, act global too…

Bundan bir süre önce Biz neden yapamıyoruz başlıklı bir yazı kaleme almıştım (ilgili yazıya buradan ulaşabilirsiniz). Bu yazıda Türk startupları olarak sahip olduğumuz sınırlı kaynaklarin vizyoner işler yapmamıza nasıl engel olduğuna dair düşüncelerimi paylaşmıştım sizlerle.
 
Şimdi de son bir kaç haftadır kafamı kurcalayan bir soruyu sizinle de paylaşmak istiyorum.
 
Internet üzerinden erişilebilir hizmetler kurgulayan ve üreten firmalar olarak bizler neden yaptığımız işleri niye yerel pazarla sınırlıyoruz. Daha somut hali ile niye sadece Türkçe hizmetler üretiyoruz?
 
Sunduğumuz hizmetler Internet tabanlı sayısal hizmetler olmasına rağmen; dünyanın her yerinden üzerinde Internet gezgini bulunan her cihazdan kolayca erişilebilir olan bu hizmetleri niye kendi dilimizle sınırlı tutuyoruz?
 
Evet yerel pazardaki tedarikçilere bağımlı bazı projelerin belirli kısıtları olabilir ama peki ya sosyal ağ, kullanıcı kaynaklı içerik projeleri?
 
Hadi arkadaşlar, bu topraklardan dünya markası çıkarmak* için daha ne bekliyoruz?
 
* Güven Borça’nın aynı isimli kitabına atıfta bulunulmuştur.
EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Bir sessiz gemi daha kalktı bu limandan…

Güzel bir geceden eve gelmiştim bundan bir buçuk saat önce. Yatmadan önce bugün bir arkadaşımla konuştuğum bir konuda yazı yazmaktı niyetim.
 
Yazı öncesi kısa bir facebook gezintisi sırasında, arkadaşların koyduğu Oktoberfest resimlerinde gezerken bir isme takıldım, profiline bakmak istedim, 2 ortak arkadaş diyordu orada, biri ne zamandır ne yaptigini merak ettiğim biriydi.
 
Gözlerinin içi gülüyordu hep, doğum gününde sanal bir kutlama yapmıştım kendisine, cevap gelmemişti ben de çok üzerinde durmamıştım, meğer ondan bir iki hafta önce göçmüş gitmiş bu diyarlardan o gencecik insan.
 
Yakın bir arkadaşım değildi, çok sayıda sohbetimiz de olmamıştı onla, ama uzaktan uzaktan takip ettiğim biriydi, tek başına işten çıkıp eve yürüyüşünü görmüştüm bir kaç kez, kimbilir nasıl bir dünyası var acaba diye merak etmiştim.
 
Bugün öğrendim gittiğini, insanin tanidigi birilerinin basina gelene kadar ne kadar yalan geliyor değil mi bunlar, o zamana kadar yadsıyor bünyemiz, ölüm yok diyor insan içe ya da ahkam kesiyor “ölümlü dünya gelirse başımıza delikanlı gibi karşılarız” diye hariçten gazel okuyoruz.
 
Ne kadar aciziz aslında, ne kadar bir şey gelmiyor elden…
 
Ruhun şad, mekanın cennet olsun Eda, senin gibi Işık’lar hiç sönmese keşke…
 
Artık demir almak günü gelmişse zamandan,
Meçhule giden bir gemi kalkar bu limandan.
 
Hiç yolcusu yokmuş gibi sessizce alır yol;
Sallanmaz o kalkışta ne mendil ne de bir kol.
 
Rıhtımda kalanlar bu seyahatten elemli,
Günlerce siyah ufka bakar gözleri nemli.
 
Biçare gönüller. Ne giden son gemidir bu.
Hicranlı hayatın ne de son matemidir bu.
 
Dünyada sevilmiş ve seven nafile bekler;
Bilmez ki, giden sevgililer dönmeyecekler.
 
Bir çok gidenin her biri memnun ki yerinden.
Bir çok seneler geçti; dönen yok seferinden
 
Yahya Kemal Beyatlı
EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Browsershots

 
Web tabanlı uygulama geliştiren ekiplerin en büyük dertlerinden biri kusursuz ki üzerinde çalıştıkları uygulamanın mümkün olduğu kadar geniş bir gezgin yelpazesinde düzgün olarak çalışmasını sağlayabilmektir.
 
İşte browsershots projesi tam bu derdi(mizi) çözmek üzere düşünülüp hayata geçirilmiş bir proje. Üzerinde çalıştığınız uygulamanın Internet adresini girerek onun seçtiğiniz tüm gezginlerde nasıl görüntülendiğinin ekran görüntülerine ulaşabiliyorsunuz.
 
Benim çok işime yaradı, bu proje eminim sizin de bu dertten kurtulmanıza yardımcı olacaktır.
EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Fonolo

 
Hayatımız boyunca ne kadar zamanımızı sesli yanıt sistemlerini dinleyerek geçirdiğimizi hiç düşündünüz mü?
EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Hobigaraj.com?

Tags: ,

 

E-ticaret konusunda yazılabilecek pek çok şey vardı aklımda, ama ilk yazımı bildiklerimizin hepsini üzerinde kullandığımız hobigaraj.com hakkında yazmak istiyorum.
 
Geçtiğimiz sene yakın bir arkadaşımızın hobi ürünleri pazarına yönelik projesi için çalışmaya başladığımda içimden geçen cümlelerin ilki “ne kadar eğlenceli bir iş” olmuştu.
Aradan geçen zaman içinde hem elimizde atıl durumda bulunan e-ticaret altyapısını (bizim için boş duran dükkan gibiydi) değerlendirmek hem de ticaret hayatındaki bilgimizi arttırmak amacı ile bu projeyi hayata geçirdik. Proje üzerinde çalışırken her zaman aklımızda bulunan tek soru şuydu:
 
Onca farklı e-ticaret sitesi varken insanların bizi tercih etmesini nasıl sağlarız?
 
Bu konuda kendimizce pek çok cevap üreterek bunları projemizde öne çıkarmaya çalıştık. Bunlar:
  • Ürün gamını mümkün olduğu kadar geniş tutmak fakat bir ürün gruplarından özellikle birinde uzmanlaşmak
  • Lojistik altyapısını ilk günden düzgün bir şekilde oturtmak
  • Tüm ürün ana başlıklarında detaylı fizibilite çalışmaları yaparak kar-zarar limitlerimizi belirlemek
  • İş ortakları ile yapılan kampanyalarla karşılıklı ve son kullanıcıya dokunan faydalar yaratmak
  • Satılan ürünlerdeki “eğlence” faktörünü öne çıkararak ürünlerimizi WOM çekiciliğini arttırmak. Özellikle Web 2.0 araçlarını bizzat kullanarak müşterilerimize ürünlerimizin başkaları ile paylaşımı konusunda örnek olmak
  • Kullanışlı ve güvenilir bir kullanıcı arayüzü oluşturarak potansiyel müşterilerimizin işini kolaylaştırmak
  • Günümüzün önde gelen dijital tanıtım mecralarını kullanmak

Projemizi yayına aldığımız 8 Ağustos tarihinden 1 ay kadar önce teknik altyapımız büyük kısmı bitmiş olmasına rağmen biz sunabileceğimiz en kaliteli hizmeti sunabilmek adına aradaki süreyi yukarıdaki başlıklarda yoğun bir şekilde çalışarak geçirdik ve sonunda e-ticaret alanındaki tüm deneyimlerimizi aktarabileceğimiz en keyifli projemizi sizlere sunduk.

Peki bu konuda çalışmayı bıraktık mı? Tabii ki hayır! Her gün mesaimizin bir kısmını hobigaraj.com istatistikleri ile geçiriyor yakaladığımız her detay üzerine eğilerek projemizi daha iyi yerlere getirmeye çalışıyoruz. Çok yakında ülkemizde daha önce denenmemiş bazı yenilikleri de ilk defa hobigaraj.com‘da göreceğinizin müjdesini de şimdiden vermek istiyorum :)

E-ticaret alanında söylenecek, anlatılacak bir çok şeyi bundan böyle hobigaraj.com örneği üzerinde sizinle paylaşmaya çalışacağım. Eminim ki, somut örnekleri hepimiz daha çok seviyoruz :)

Sevgi ve saygılarımla.

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Biz neden yapamiyoruz?

Tags:
 
Yukarıdaki site şu anda dünya genelinde teknoloji sektörünün nereye gittiği ile ilgili en güncel bilgilere ulaşılabilenlerden biri. Takip etmenizi tavsiye ederim oldukça ilginç şeylere rastlayabiliyorsunuz.
 
Yakın zamanda techcrunch50 diye bir konferans düzenlediler, dünya genelinden (tabii çoğunluğu Amerika’dan) pek çok startup kendini tanıtma imkanı buldu. Konferans başlamadan hemen önceki tanıtım şu şekildeydi.
 
“TechCrunch50 is underway, a three day event. 1700 people in attendance, and over 200 companies, 50 on stage and another 150 in the demo area.”
 
Farklı alanlarda faaliyet gösteren ve orada kendini sunarak yatırımcıların ilgisini çekmeye çalışan pek çok startup hakkında bir şeyler okudum (kaynak: Don Dodge blog) ve kendime şunu sordum: Bu fikirlerin farkı ne, biz neden yapamiyoruz?
 
Cevap çok net aslında:
Biz hep elimizdeki ile ne yapabileceğimizi düşünüyoruz kısıtlı kaynaklarımızı göz önünde bulundurarak. Bu adamlar ise “kaynak bulursam hangi dağları yerinden oynatırım?” diye düşünüyorlar.
 
Bir süre teknik ve finansal yapılabilirliklerinden bağımsız olarak bir şeyler düşünmeye çalıştım ve hemen aklıma iki fikir geldi. Bir kere de elimizde bu işin yeterli finansal kaynak olması halinde bu işlerin nasıl büyüyebileceğini düşünerek baktım bunlara ve açıkçası oldukça umutlandım.
 
[Bu yazıdaki metnin büyük kısımı aslında benim bu sabah ortağıma attığım bir "klasik pazar günü e-postası"ndan alındı. İlgili mailin bu kısmında aklıma gelen bu iki fikri onunla paylaşıyorum, umarım ileride sizlerle paylaşabilecek olgunluğa da getirebiliriz projelerimizi.]
 
Böyle büyük düşünerek ciddi bir destek alsak birilerinden, projelerimizi büyütüp başarılı olmaz mıyız? Bence olmamamız için hiçbir sebep yok. 
 
Ama ne yazık ki bu desteği ülkemizde almanın oldukça zor hatta imkansız olduğuna inanıyorum. En azından yatırımcı gözlüğü ile bakanların şu anki profesyonellik ve beklenti seviyeleri ile. Şansımızı yurt dışında denememiz gerekiyor şimdilik…
EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Bir sonraki büyük şey

Tags:
 

Çok severek takip ettiğim bir dergi vardı Business 2.0 adında. Ne yazık ki bundan bir kaç kadar önce bu dergi kapatıldı ve ben de kendime takip etmek için başka yayınlar aradım ve yine ne yazık ki hiç birinde aradığım tadı bulamadım.
 
Mesleğimle ilgili takip etmeye çalıştığım onca yayın arasında bu derginin benim için yerinin farklı olmasının sebeplerinden biri de The Next Big Thing adındaki bölümdü. (Aslen Don Dodge tarafından bu başlıkta yazılan blog’a buradan ulaşabilirsiniz.) Derginin bu kısmında önümüzdeki yıllarda yıldızı parlayacak olan projeler ya da fikirler hakkında bilgi veriliyordu. İnsanın beynini parlatması için birebir pek çok hikaye bulabiliyordum burada.
 
Bugün öğle yemeği sırasında arkadaşlarla bir ara biz de bu konuya daldık çıktık.
 
İşletim sistemleri konsepti Microsoft’u parlatmıştı seneler önce, sonra bilgisayar ağlarından Internet’in doğuşuna şahit olduk..
 
Internet çok hızlı bir şekilde bilgi çöplüğü haline geldi ve biz Altavista, Yahoo ile başlayan bir rüzgarın etkisi ile kendimizi Google’ın kucağında bulduk.
 
Aradığımız her şeyi burada bulur olmuştuk, önce alışverişlerimizi burada yapar olduk, üzerine tonlarca kitap yazılan Amazon doğdu, sonra arkadaşlıklarımızı Internet üzerinde kurar olduk. MySpace, Facebook derken şimdi de kendi özel zevklerimize göre tematik sanal dünyalar arar olduk.
 
Alışveriş alışkanlıklarımızla başlayan taşınma süreci arkadaşlıklarımızın dijital kopyaları ile devam ediyor. SecondLife gibi dünyalarda evlerimiz bile var artık. Peki sizce sırada ne var? Bu dünyadaki bir sonraki büyük şey nedir? Internet ülkeleri ve vatandaşları, Internet aileleri? Tüm kimliğini sanal dünyaya taşımaya alışmış bireyler, üst kimliklerini de taşıyacaklar mı? Bekleyip hep beraber göreceğiz…

 

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu